Özgürlüğün Sahte Tanımı

Anonymous


…günün sonunda, yastığa başımızı koyduğumuzda kendi vicdanımıza, mantığımıza nasıl izah ediyoruz kendimizi? Aynayı karşımıza aldığımızda, cellatta emri vermeden önce kendimizi affedebiliyor muyuz? Bir gün kibar, esprili, güler yüzlü diğerinde yürüyen oksijen israfı oluveriyoruz. Kim olduğumuzu kabullenmek için mi hepsi yoksa bizi biz yapanlar bunlar mı? Travmalarımız, üzüntülerimiz bizi uçsuz bir gölge gibi izliyor. Kaçabildiğimiz kadar uzağa kaçıyoruz. Saçımızı kestiriyoruz, tatile çıkıyoruz, pişman oluyoruz, bir şeylerin farklı olması için uğraş veriyoruz ama her arkamızı döndüğümüzde hala orda duruyor o gölge. Sonra anlıyor insan, eğer güneşin batışına kadar yürüyeceksek o gölge her zaman bizle olacak. Sonra kendi benliğimizi değiştirince gölgenin de değiştiğini fark ediyoruz. “Kendinizden kaçmayın!” gibi kişisel gelişim saçmalıklarından bahsetmiyorum. Kaçın kaçabildiğiniz kadar çünkü inanıyorum ki varılan yerin önemi olduğu kadar gidilen yolun da önemi bir hayli fazla. Sadece bir kez geliyoruz bu acımasız yere. “Sadece bir şansımız var onu iyi kullanın” gibi bir şeyden de bahsetmiyorum dostlar. Nasıl istiyorsanız öyle kullanın çünkü zaten ne iyiliğin ne de kötülüğün varlığı söz konusu olamaz. O zaman iyi veya kötü olanı yapmak gibi bir seçeneğimiz yoksa ne kalıyor geriye? dediğinizi duyar gibiyim. Bize kalan dostlar, seçme hakkımız. Evet travmalarımız, üzüntülerimiz, mutluluklarımız bizi betona saplar gibi saplıyor durduğumuz noktaya fakat yine de seçebiliyoruz. Bizi biz yapmayan, kendi bakış açımızdan “yanlış”, mantıksız olanı seçebiliyoruz. Ne kadar deli saçması gelse de farklı olanı seçebiliyoruz. Eğer seçebiliyorsak özgürüz zaten başka türlüsü de düşünülemez bile.

23 views0 comments

Recent Posts

See All

Rüzgar